Osmanlı Dönemi Türk Okçuluğu


Türk okçuluğunun Osmanlı dönemi ile alakalı olarak belirtilmesi gereken ilk tespit ok, yay ve onunla bağlantılı öğelerin, daha önceki Türk devletleri ve topluluklarının yaşamları için vazgeçilmez bir unsur olması durumunun Osmanlılar döneminde de devam ettiğidir. Bununla beraber ifade edilmelidir ki, Osmanlı Devleti’nin uzun süren yaşamı boyunca dünyada yaşanan askeri, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel değişikliklerin doğal olarak etkisinde kalması neticesinde okçuluğun da hem işlevsel anlamda hem de toplumsal olarak algılanıp sosyo-kültürel hayattaki yerinin tayin edilmesinde farklılıklar yaşanmıştır. Burada ifade edilmesi gereken durum, yaklaşık 17. yüzyılın sonlarından itibaren ateşli silahların giderek yaygınlaşması sonucunda, ok ve yayın birer savaş aleti olma durumunun zamanla içerisinde manevi ve simgesel anlamlar barındıran bir spor dalının aletleri haline gelmiş olmalarıdır. Bu bağlamda okçuluğun Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yaklaşık 17. yüzyılın sonlarına kadar hem askeri hem de spor faaliyetleri noktasındaki iki fonksiyonunu da muhafaza ettiği, daha sonraki süreçte ise sadece bir spor faaliyeti halinde varlığına devam ettiği söylenebilir.

Okçuluğun Osmanlı Devleti ve toplumu içerisinde taşıdığı anlam ve işlevi açısından Türk toplumunun kültürel kodlarının bir gereği olarak oldukça önemli olduğu söylenebilir. “Asker millet” anlayışı çerçevesinde Osmanlı toplumunun bir şekilde okçulukla alakalı olduğu aşikârdır. Osmanlı coğrafyasında bulunan ok meydanları ve kapsadığı alan bakımından daha küçük olduğu tahmin edilen, okçuluk literatüründe bir atış çeşidi olan “kabak atışı”ndan mülhem “kabak meydanları”nın yaygınlığı toplumun okçuluğa olan ilgi ve alakasını ispatlar niteliktedir.

Osmanlı coğrafyası göz önüne alındığında halkın spor faaliyetlerini sürdürdüğü ve aynı zamanda askeri tâlimlerin de yapıldığı bu meydanların sayısının oldukça fazla olduğu söylenebilir. Askeri anlamda ise Osmanlı Devleti’nin kısa sürede bir beylikten üç kıtaya hükmetmesini sağlayan güce erişmesinde büyük etkisi bulunan askeri başarılarda Osmanlı okçu birliklerinin önemi oldukça büyüktür. Bununla beraber, yapılan araştırmalarda okçuluğun Osmanlı Devleti’nin askeri başarılarındaki önemi üzerinde yeterince durulmadığı anlaşılmaktadır. Fakat burada kısaca ifade edilmelidir ki, kabaca 17. yüzyılın sonlarından itibaren ateşli silahların savaş alanlarında daha önceki dönemlere oranla çok daha işlevsel hale gelmeye başlamasından önce okçu birlikleri Osmanlı askeri teşkilatının oldukça önemli bir parçasını teşkil etmekteydi. Bu ifadelerin kanıtı ise Osmanlı Devleti’nin girişmiş olduğu askeri mücadeleler içerisinde ok ve yay tedariki ile ok ve yay kullanmayı bilenlerin orduya intikalinin sağlanmasına dair erken dönem Osmanlı arşiv vesikalarının önemli bir parçasını teşkil eden mühimme defterleri gibi arşiv kaynakları ve dönemin müverrihlerinin kayıtlarıdır. Bu bilgi kaynaklarının yanında Yıldırım Bâyezid (1360-1403) döneminde oluşturulduğu ifade edilen 60, 61, 62 ve 63’üncü Solak namıyla maruf Yeniçeri ortalarının hususi olarak hükümdarı korumakla görevlendirilmiş okçu birlikleri olduğu da ifade edilmelidir. Ok ve yayın Osmanlı devleti için askeri mânâdaki ehemmiyetini ifade eden bir diğer kaynak ise belirtildiği üzere dönemin müverrihlerinin kayıtlarıdır. Bu duruma bir misal vermek gerekirse, Osmanlı Tarihi araştırmalarına 15. ve 16. yüzyıllar için oldukça önemli bir kaynağı teşkil eden Mehmed Neşrî’nin Kitâb-ı Cihân-nümâ adlı eserindeki bir kale kuşatmasına dair düştüğü kayıt oldukça dikkat çekicidir. Neşrî, mezkûr kale kuşatması için “askerler durup, silahlanıp, metrisler kurup kaleye öylesine bir tîr-i bâran ettiler ki anlatılmaz… Kale halkı cenk etmek bir yana, ok korkusundan her biri kirpi gibi büzüşüp kaldılar” ifadelerini kullanmıştır.  Bu ifadeler ve daha birçoğu, dönem müverrihlerinin kayıtlarından okun savaş sahalarındaki kullanımına dair bir çerçeve çizmemize olanak sağlamaktadır.

Bunun yanında savaş öncesinde ve sırasında cepheye ok tedarikinin sağlanması ve okçuluğu bilen kişilerin silah altına alınmasına dair mühimme defteri kayıtları da oldukça önemli bilgiler aktarmaktadır. Bu konuda Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde birçok örneğe rastlamak mümkündür. Misal olarak 1571 yılına ait bir kayıtta Yeniçeri Ağası’ndan Sakız Adası’na asker sevkiyatı ve lojistik destek istenirken aynı belgede mezkûr yere ok da gönderilmesi istenmektedir. Yine aynı yere, aynı tarihli bir başka belgede on bin ok gönderilmesi talep edilmektedir. Bunun yanında sefer hazırlıklarına dair alınan kararlar içerisinde de okun yerini tayin etmemize olanak sağlayan belgelere de rastlamamız mümkündür. Misal olarak arşivdeki bir belgede bahar ayında bir donanmanın denize çıkması planlandığından, askerlerin şimdiden hazır olması ve ok ve yay ile donatılmış okçuların sefere çıkacak vaziyete getirilmesi istenmektedir. Ayrıca yine 1572 yılına ait bir kayıtta ok ve yay ile savaşma kabiliyetine sahip kişilerin cepheye sevk edilmesi için Çeşme İskelesi’nde toplanması istenmektedir.

Verdiğimiz birkaç örnekle ifade etmeye çalışılan, ok ve yayın Osmanlı askeri sistemi içerisindeki yeri ve önemine dair bilgi ve belgelerin sayısını arttırmanın mümkün olduğudur. Fakat buna ilave olarak ifade edilmelidir ki, Osmanlı Devleti’nin asırlar boyunca elde ettiği askeri başarılarının altında yatan nedenin yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Türk toplumunun asker toplum olarak tanınmasına vesile olan, savaş araç ve gereçlerin kullanımını kendi sosyal hayatı içerisine taşımış ve onları yaşamlarının bir parçası haline getirmiş olmalarıdır.